sayı: on bir

ruh söküğü - özge dirik

ruhlar incinir.
sürekli incinirler.
onları yaşatmak için günboyu çalışır bahaneler.
çok zayıf hafızaları vardır
güçlü doğarlar
yaşlandıkça daha unutkan olmak zorundadırlar, bu ölümlerini geciktirir.
Evet, evet
ruhlar ölürler.
o kadar hızlı ölürler ki
hiç yanmaz canları.
ruhların canları vardır,
bir değil, beş değil
milyon tane canları vardır.
hepsini birden bir kadında da bırakabilirler
sakat bir köpeğin bacağına da sarabilirler yüzlercesini.
bir bakarsanız hain bir masada kirli ellere bacaklarını sunup ölen ruhçuklar

ikincil ruhla pisuar buluşmaları - özge dirik

O odada ejder yumurtaları vardır. Beyazı ve sarısı iyice karışıp piştikten sonra, tanrı ekmeğiyle onların canlarına okur. Orada soba yanar, orası öğretmenler odasıdır.

Sınıfın yarısı gösteremez ülkesini haritada, gururlu çocuklardır.

Elvan en arkada oturur, anası babası yok olmuş yıllar önce. Ama iyi biliriz; piçe piç demek daha ayıptır.

Ağlak Necati öğretmiştir sınıfa altına işemeyi. Don, kulak kırınca okul yolunda, altımıza işeyip bacak ısıtırız.

masal-1 - özge dirik

ben;
baskınlardan kaçıp
evine sığınan bir babanın
sevdiğine attığı küçük bir imzayım.

kurşunların taahhütlü gönderildiği günlerde
cumhuriyet gazetesinin üzerine doğmuşum.
kıçımda büyük puntolarla seksen ihtilalinin izi
acıyor hâlâ yediğim ilk ve son iğnenin yeri.

göğüslerinde hapşurunca ben
dayanamayıp süt tanrıçam, ihbar etmiş babamı
sağcı kestanelerin göbekleri çatlarken gülmekten
çıra gibi tutuşmuş babamın kitapları.

iki bacağımın arasından, tersten bakıp
misafir beklemişim

ba ba - özge dirik

veysel çişini söylemeyi öğrendi
memurum
maaşıma zam demek bu.

böyle utanmamıştım
iki artı bir olalı
“en sevdiğin yemek ne” deyince anneannesi
gülerek yanıtladı Veysel;
kahvaltı.

[21 ekim 2003] {933}

beyin timur’ları - özge dirik

—gece kaybetmeye ne kadar meraklı—
çok bilmiş ıslığını çalıyor yine rüzgâr.
yangının içine giriyoruz,
önce çocuksuz ve kadınsızlar
önce hep beraber.

ağacı vursan, tüm orman
Aysan’ı vursan tüm Sivas yanıyor.
bir şairin “aşkolsun” ölümü
en güzel şiiri kalıyor.

—gece kaybetmeye oynuyor—
birbirine düşman iki bulut
mayınlıyor
dize getirdiğim kentin
sarıl-sıklam sevdalılarını.

Sıtkı anlatıyor,
yarısı fondip bir (kendine) yetmişliğin garip sırlarını.
iyi ki diyorum aşka

pis-duvar - özge dirik

Acısını bana gösteren kadın kilometrelerce yakınımdaydı dün. Kıvırcık saçlarına dolamıştı umutlarını. Çekince bir telini görüyor olmalıydı geçmişinin bembeyaz olduğunu.

Hiç dokunmadan anlattığımda gençtim daha. Şu kötü hayaller kurup, onlara ağlayabildiğim yaş. Sanırım aştı; takip mesafesini koruyamayanlara tanrının verdiği ceza.

kırılış - özge dirik

yağmurun saklandığı yerde bırakmıştım en son
kahve telvelerinden kader kısmet kılıklı umutları.
—her an ölebilirsin— dedi doktor
karalama defterine ölümü yazdı
birkaç acı düşürücü.

gözkapaklarını sardığın yaralarımdan önce
usul kırmızı süzüldü beyazdan
ölümsüz biten yolculuklar yaşadım
sahte böcekleri ağustosun
ağır gelmedi ben’liğim kadar.

gidiş tarihimin rötarından sorumlu bahar
bir buğday atası gibi yorulduk
değirilenler adına değirmene karşı
anlamadılar.
aşı tatilinde bir orman

İçeriği paylaş